Rönesans Mimarisi Özellikleri | Rönesans Dönemi Mimarları

Rönesans mimarisi temelindeki bu yazımızda Rönesans’ın doğuşundan kısaca bahsedip, genel mimari özelliklerine değindikten sonra en önemli Rönesans mimarlarını tanıtmak istiyoruz. Fakat şunu belirtmemiz gerekiyor ki böylesine önemli bir konuyu 1000 kelimelik bir yazıya sığdırmak mümkün değildir. Bu sebepledir ki Rönesans yapıları ve mimarları hakkında daha derinlemesine bilgiler içeren yeni yazılar yazmayı planlıyoruz. Şimdi gelin Rönesans’ı genel hatları ile birlikte öğrenelim.

Avrupa’nın en karanlık dönemlerinden biri olan ortaçağ, Rönesans ile bir çıkış yolu bulmuş ve aydınlanma dönemine oradan da modern dünyamıza kadar uzanan bir yolun önünü açmıştır. Yeniden Doğuş anlamına gelen Rönesans, benliğini, önemini, sanatını ve özgür düşüncesini kaybeden insanların sanatçılar önderliğinde bu nitelikleri yeniden kazanmalarının hikayesidir.

Rönesans sanatçıları, alimleri, ortaçağın kültürünün bir parçası olan dini odaktan uzaklaşmış, antikiteyi derinlemesine analiz etmiş ve asıl değerlerin Antik Yunan ve Roma medeniyetlerinde olduğunu savunmuşlardır. Roma ve antik dünyanın önemli merkezlerinden biri olan İtalya’nın, Rönesans’ın ortaya çıktığı yer olması da şaşırtıcı değildir. Rönesans hareketi, İtalya’da doğup tüm zamanların en etkili ve geniş çaplı hareketlerinden biri olmuştur.

Rönesansın Doğuşu

1453’te Osmanlı Devleti’nin Konstantinopolis’i alarak bir Müslüman şehrine dönüştürmesi ve Roma İmparatorluğu’na son vermesi yeni bir çağın ve de Rönesans’ın başlangıcını tetiklemiştir. Konstantinopolis’te yaşayan sanatçılar, mimarlar ve alimler, Yunanca konuşulan bu topraklarda Yunan medeniyetinin sanatını, bilimini, mimarisini kayıt altına tutmuş ve zengin bir bilgi birikimine sahip olmuşlardır. İstanbul’dan batı Avrupa’ya göç eden bu entelektüel insanlar, sahip oldukları belgeleri, bilgileri ve tecrübeleri İtalyan halkına öğretmişlerdir.

Bu bilgiler ışığında ve araştırmalar sonucunda oluşmaya başlayan aydın kesim, Rönesans’ın ilk sanatçılarından olup, Ortaçağ’ı ağır şekilde eleştirmiştir. Onlar, etrafını aydınlatan bir bilgi dağının tepesindeydiler. Diğer aydınlık dönem yani ışık dağı ise asırlar önce Avrupa’ya hakim olan klasik Yunan ve Roma dönemiydi. Rönesans’ın bu öncü topluluğu bu iki dönem arasında kalan zaman dilimini Avrupa’nın karanlık dönemi olan “ortaçağ” olarak isimlendirmiştir.

Rönesansın en ünlü ailelerinden biri olan Medici Ailesi
Medici Ailesi – Bronzino Atelier

Rönesans, İtalya’da o kadar güçlüydü ki bu dönem İtalyan Rönesans’ı olarak da bilinmektedir. İtalya finansal olarak da Rönesans’ın merkeziydi. Çok zengin ve soylu aileler, tüccarlar, aristokratlar ve loncalar zenginliklerini, güçlerini sanat yoluyla temsil ettirmek için Rönesans sanatçılarına büyük paralar ödüyorlardı. Bunlardan en ünlüsü Rönesans mimarisi ve sanatına çok büyük bir finansal destek sağlayan Medici ailesidir. Bu finansal özgürlük sanatçıları daha cesur kılıp, hareketin yaygınlaşmasını ve benimsenmesini kolaylaştırmıştır.

Rönesans Mimarisi

Antik eserleri inceleyen mimarların belki de en önemli kaynağı Romalı mimar ve yazar Vitruvius’tur. Vitruvius’un Rönesans adamları tarafından saygı görmesinin sebebi ise Mimarlık Üzerine 10 Kitap adlı eserinin klasik Roma hakkında çok detaylı bilgiler içermesiydi. Bu eserden ve yapılardan antik çağın üslup, düzen, oran-orantı, bezeme gibi bilgilerini incelemişlerdir. Bu mimar ve sanatçılara göre amaç; Karanlık dönemden, tarihin en aydınlık döneminin ışığıyla çıkmaktı. Klasizmi saf aklın sorgulayıcı mantığıyla analiz edip, uygarlığı kaldığı yerden geliştirmeye, yeniden yeşertmeye devam etmekti.

Rönesans Mimarisinin Temel Özellikleri

  • Merkezi plan
  • Daire şekline atfedilen kutsallık
  • Simetri
  • Çift kabuklu kubbeler
  • Yarımküre şeklindeki kubbeler
  • Tasarımda geometrik mükemmeliyeti ve bütünlüğü yakalama arzusu
  • Antik mimari formları yeniden yorumlama

Erken Rönesans Dönemi

Rönesans sanatçıları, Antik Yunan mimarisinin düzeni ve geometrisi ile ilgilenmiş, Pisagor gibi filozof ve matematikçilere hayranlık beslemiştir. Matematik, geometri ve pozitif bilimlere olan bu ilgi ise mimariye yansımıştır. Rönesans mimarisi kuralcı, disiplinli, akılcı ve mantıksal bir tavır sergilemiş ve Gotik Mimari’nin aksine insani değerleri ön plana çıkarmıştır.

Filippo Brunelleschi’nin Floransa Katedrali

Rönesans mimarisi örneklerinden biri olan Brunelleschi kubbesinin bulunduğu İtalya'daki Floransa Katedrali
Floransa Katedrali

Rönesansın ilk büyük mimarı olan Brunelleschi (1377-1446) eski Roma ve Yunan yapılarını ve belgelerini araştırmak için uzun bir süre Roma’da yaşamıştır. İtalya’ya döndüğünde ise, günümüzde ziyaretçi akınına uğrayan Floransa Katedrali’nin devasa kubbesini tasarlamıştır. Şehrin yönetici tabakası, mimardan sekizgen gövde üzerine 42 metre çapında görkemli bir kubbe inşa etmesini istemişti. Bilinen tekniklerle bu kubbenin inşa edilmesinin imkansız olduğunu gören Brunelleschi, yeni bir sistem tasarladı.

Ahşap payandalarla desteklenen bir kubbe yapmak yerine dışarıdan da görülen, taştan bir kaburga sistemi düşündü. Bu ana kaburgaların sağında ve solunda ise gizlenmiş bir şekilde birer kaburga daha bulunuyordu. Bu kaburgalar kubbenin en alt kısmından tepe noktasına kadar yükseliyor ve ara bağlantılarla birleştiriliyordu. Kubbenin oturduğu merkez çok geniş olduğundan mimar, kubbeyi yükseltip sivriltmiş ve yanal yüklerin duvarları yıkmasının önüne geçmiştir. Böylece o güne kadar yapılmış en büyük ve görkemli kubbeyi Floransa silüetine ve mimariye kazandırmıştır.

Leon Battista Alberti’nin Çalışmaları

Brunelleschi gibi teknik bir mimar olmayan Alberti (1404-1472) mimarlık kuramcısı ve dönemin önemli düşünürlerinden biriydi. Brunelleschi gibi o da Roma’da bulunma fırsatı yakalamış, antik eserleri yakından incelemişti. Roma’da birçok sanatçı ile de tanışan Alberti, fizik ve doğabilimleri alanlarında da dersler almıştır. Vitruvius’un Mimarlık Üzerine 10 Kitap eserini okuduktan sonra mimarlığa tutkuyla bağlanmıştır. Ev planları üzerine düşünen Alberti, şehir planlama ile ilgilenmiş, yapılarda dairesel(altıgen veya kare) merkezi alan yaratma fikrini savunmuş ve Vitruvius’tan okuduğu orantısal sistemlerden beslenmiştir.

Alberti, 1452 yılında Vitruvius’a öykünüp “De re aedificatoria” isimli 10 kitaptan oluşan(tek bir kitap halinde) bir eser yayımlamıştır. Bu eserde mimari hakkındaki fikirlerinden, yapılardan, düzenlerden bahseden Alberti, Vitruvius’un aktardığı bazı önemli bilgilere de daha anlaşılır bir şekilde kitabında yer vermiştir. Bu kitapta decorum ve civitas fikirlerine de yer vermiştir. ( decorum, bir yapıyı emellerine uygun biçimde inşa etmek iken; civitas ise şehir temelli bir uygarlaşma anlamına gelmektedir.) Bu kuramsal çalışmaların yanı sıra oldukça önemli eserler tasarlayan Alberti’nin en önemli iki Rönesans yapısı, Tempio Malatestiano ve St. Andrea Kilisesi’dir.

Erken dönem Rönesans mimarisi baş aktörlerinden olan Brunelleschi ve Alberti’nin bu yapıları ve çalışmaları kendilerinden sonraki mimarlara ilham kaynağı olmuştur.

Yüksek Rönesans Dönemi Mimarisi

15. yüzyıl sonu ve 16. yüzyıl başlarında Rönesans’ın olgunlaştığı ve Avrupa’da sanatın doruğa ulaştığı bir döneme geçildi. Bu dönem Michelangelo, Leonardo Da Vinci ve Raphael gibi büyük sanatçıların eserler ürettiği Yüksek Rönesans dönemidir. İtalya’nın toprak kayıpları yaşadığı Yüksek Rönesans döneminde Floransa, radikal bir hristiyan tarafından ele geçirilmiştir. Bu olay sonucu ise Floransa’da sanatsal faaliyetlerin çoğu askıya alınmıştır. Rönesans’ın ve yaratıcı sanatın merkezi ise Floransa’dan Roma’ya doğru kaymıştır.

Alberti’nin varisi olarak anılan Da Vinci bu dönemde Vitruvius’un aktardığı bilgiler ışığında anatomik eskizler çizmiştir. Hepimizin bildiği, insanın dünyadaki merkezi duruşunu esas alan Vitruvius çizimi de Da Vinci’ye aittir. Bu çizimde Vitruvius Adamı, kollarını ve bacaklarını açmış ve göbeği tam ortada bulunan ideal bir daire oluşturmuştur.

Leonardo da Vinci'nin Vitruvius Adamı çizimi
Leonardo da Vinci’nin Vitruvius Adamı çizimi

Daire, Rönesans dönemi mimarisi için kutsal ve mutlak uyumun bir sembolü olarak görülmekteydi. Leonardo da çizdiği kiliselerde daire şeklinde kubbeler tasarlıyor, bu ideal daireyi planın kilit taşı olarak kullanıyordu. Fakat Leonardo’nun hiçbir çizimi uygulanmadı.

Tarihçiler, Rönesans döneminin 1520 yılında Raphael’in ölümüyle sonlandığını düşünmektedir. Tarihin en büyük sanatsal hareketlerinden biri olan Rönesans, şüphesiz sadece 2 yüzyıla sığmayacak kadar büyük bir harekettir. Etkisi ise aydınlanma dönemine ve endüstri çağına yansımıştır. Günümüz modern dünyasında endüstri çağının ve aydınlanma hareketinin itici gücü olsa da Rönesans yüzyıllar boyu sürecek olan değişim hareketinin temellerinden birini oluşturmuştur.

Rönesans Dönemi Mimarları

  • Filippo Brunelleschi, 1377-1446

Erken Rönesans dönemindeki ilk büyük mimarı olan İtalyan Flippo Brunelleschi Floransa Katedrali’nin Kubbesi için yaptığı inovatif tasarımı ile bilinmektedir. Rönesans mimarisinin başlangıcının Brunelleschi’nin yapıları ile tarihlendiği düşünülmektedir. Heykeltıraşlık ve kuyumculuk yapmış, Donatello ile antik anıtları incelemek üzere Roma’ya gitmiştir. Klasik mimariyi kopyalamak yerine, akılcı bir çözümleme ile yeniden yorumlayıp yenilikçi bir tavır sergilemiştir.

Brunelleschi’nin önemli mimari eserleri: Floransa Katedrali’nin kubbesi, Pazzi Şapeli, Santo Spirito Kilisesi, Pitti Sarayı, San Lorenzo Kilisesi, Öksüzler Yurdu.

  • Leon Battista Alberti, 1404-1472

Brunelleschi ile birlikte erken Rönesans döneminin 2 büyük mimarından biri olan Leon Battista Alberti, Tempio Malatestiano ve S. Andrea Kilisesi ile ün kazanmıştır. Diğer Rönesans mimarları gibi sanatın farklı alanları ile ilgilenmiştir. Alberti mimar olmanın yanı sıra şair, ressam ve filozoftur. Bologna Üniversitesi’ndeki Hukuk eğitiminden sonra kilise hukuku alanında doktora yaptı.

Alberti’nin mimari eserleri: Malatesta Tapınağı, S. Sebastiano Kilisesi, S. Andrea Kilisesi, Rucellai Sarayı, Santa Maria Novella.

  • Leonardo da Vinci, 1452-1519

Leonardo, tarihin en büyük ressamlarından biri olmasına karşın, mimarlık dahil bir çok alanda etki bırakmıştır. Yaşamı boyunca binalardan, silahlara, köprülerden çeşitli aletlere kadar birçok tasarımı olan Da Vinci’nin ne yazıkki uygulanmış bir yapısı yoktur.

  • Raphael, 1483-1520

Başladığı birçok eseri başkaları tarafından bitirilen Raphael’in etki bırakan en önemli yapısı Floransa’daki Pandolfini Sarayı’dır.

  • Donato Bramente, 1444-1514

İtalya’nın Urbino kentinde doğan Bramente’nin en önemli yapıları Holy Mary of Grace Kilisesi ve Tempietto Mozolesi’dir.

Rönesans Dönemi Mimari Eserleri

1. Floransa Katedrali

Katedralin tamamı Rönesans dönemine ait olmasa da Brunelleschi’nin tasarladığı çift kabuklu kubbe erken dönem Rönesans tarihinin en önemli tasarımlarından biridir. Devasa açıklıktaki kubbeyi tasarlamak adına geliştirdiği yeni strüktür tekniği diğer Rönesans mimarları için ilham kaynağı olmuştur. Rönesans’ın bu en ünlü kubbesinin tasarımı ve inşaatı 1420-1436 yılları arasında sürmüştür.

2. Pazzi Şapeli

Brunelleschi’nin Floransa’daki Rönesans başyapıtı Pazzi Şapeli, mimarın ölümünden sonra tamamlanabilmiştir. Yapıda Pietra Serena isimli gri ve yeşil renkli kumtaşları yoğun bir şekilde kullanılmıştır. İtalyan Rönesans mimarları Pietra Serena taşını yapılarında sıkça tercih etmiştir.

Brunelleschi'nin Rönesans mimarisi yapılarından biri olan Pazzi Şapeli
Pazzi Şapeli

Pazzi Şapeli birçok anlamda klasik mimarinin en önemli eserlerinden olan Pantheon Tapınağı’nı anımsatmaktadır. 6 sütunlu girişi olan merkezi planlı yapıda tavandaki okulüsü ve klasik mimarinin birçok ögesini görebiliriz. Yapının kubbesi dikdörtgen iç mekanın üstünü örtmekte. Bu dikdörtgen alanın tavanına baktığımızda içeriye büyüleyici bir aydınlık sağlayan bir kubbe ve her iki yanında birer tonoz görürüz. Kısacası ölçek bakımından birçok Rönesans yapısına göre çok küçük olmasına rağmen tarihin en eşsiz yapılarından birini tasarlamıştır Brunelleschi.

3. Santo Spirito Kilisesi

Erken Rönesans ürünlerinden bir diğeri olan Brunelleschi’nin Santo Spirito Kilisesi Rönesans’ın başkenti Floransa’da bulunmaktadır. Mimar bu yapıyı 1428 yılında daha önce aynı yerdeki yıkılmış olan kilisenin yerine tasarlamaya başladı. Kendisi öldükten sonra kalan işleri ve kubbenin inşaatını yardımcıları sürdürdü.

Aynı mimar tarafından tasarlanan Pazzi Şapeli ile Santo Spirito Kilisesi arasında bazı benzerlikler bulunmaktadır. İç mekanı kaplayan Pietra Serena taşları burada da görülüyor. Fakat Pazzi’nin aksine Santo Spirito haç planlı bir bazilika yapısıdır.

Brunelleschi yapının formunu, genişlikleri, mekanların yükseklik ve açıklıklarını oldukça rasyonel bir geometrik formül ile tasarlamıştır. Yapının iç mekanında bu geometrik oranların bütünselliğini hissetmek mümkün. Bu akılcı matematiksel yöntem ile tasarlanmış iç mekanlar gri tonlarındaki alçı, yeşil tonlarındaki kumtaşı ve düzgün geometrik formların ahengi ile neredeyse kusursuz bir yapı ortaya çıkarmıştır.

4. Tempio Malatestiano

Alberti, Gotik tasarıma sahip Malatesta Tapınağı Şapeli’ni Rönesans yapısına dönüştürmüştür. Yapı Rimini (İtalya)’nın bitmemiş kilisesi olarak bilinir. Malatesto ailesi aslen 13. yüzyıla ait Gotik bir kilise olan yapı için Alberti’den 1450’li yıllarda eklektik bir rekonstrüksiyon yapmasını istemiştir. Alberti yapı için devasa bir kubbe tasarlamış fakat bu uygulanamamıştır. Girişte üçgen bir alınlığı olan, yan cephelerinde arkadları olan yapının ön cephesinin üst kısmı da tamamlanmamış haldedir.

5. Sant Andrea Kilisesi

Alberti’nin Mantua’daki bu eşsiz yapısı 1470 yılında inşa edilmeye başlansa da 1790 yılında bitmiştir. Ön cephede 4 adet devasa Korint pilastr, frizli bir saçak ve üçgen bir alınlık bulunmakta. Bu cephenin merkezinde ise cephenin neredeyse yarısını kaplayan bir giriş kemeri göze çarpıyor. Bu kemer, zemine doğru uzanan ve yandaki 4 pilastıra göre nispeten daha küçük olan Korint başlıklı pilastırlara sahip. Bu merkez kemer, giriş mekanını içeri doğru uzatarak tonoza dönüşmekte.

Ana girişten içeri girildiğinde bizi Antik Roma mimarlığından beri inşa edilmiş en büyük beşik tonoza sahip olan mekan karşılar (Horton). Her iki yanda 3’er adet dua mekanı bulunmaktadır. Bu mekanların üzeri de yine silindirik tonoz ile örtülüdür.

6. Tempietto Mozolesi

Kral Ferdinand tarafından Donato Bramente’ye tasarlatılan mozole Aziz Petrus’un şehit olduğu düşünülen yerde inşa edilmiştir. Oldukça küçük bir yapı olan Tempietto, mimari özellikleri sebebiyle Rönesans mimarisinin en değerli yapıları arasındadır. Rönesans’ın simetrik dengesinin daire biçimine atfettiği özel önem bu yapıyı şekillendiren ana unsurdur.

Tapınağı dairesel planlı olarak tasarlayan Bramente 16 adet dor sütunu ile çevrelemiştir. Son derece küçük olan iç mekanı ise yarımküre biçimli bir kubbe ile örtmüştür. Bramente’nin amacı yapıyı dışardan izlenecek bir anıt mezar şeklinde tasarlamaktı.

Kaynaklar

Wyatt, Michael (2014). The Cambridge companion to the Italian Renaissance. Cambridge, Birleşik Krallık: Cambridge University Press. ISBN 978-0521876063.

Dr. Heather Horton (n.d). Kahn Academy. “Alberti, Mantua’da Sant’Andrea”. Erişim tarihi 22 mayıs 2022

Walker, Paul Robert (2003). The Feud That Sparked the Renaissance: How Brunelleschi and Ghiberti Changed the Art World. HarperCollins. s. 5. ISBN 0-380-97787-7.

Önceki İçerikMimarlık Eğitimi Nasıl Bir Süreç? Türkiye’de Mimarlık Eğitimi
Sonraki İçerikMimari Çizim Programları – Mimarların Kullandığı Programlar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz