Romanesk Mimari Özellikleri | İri Kütlelerin Harmonisi

Frank kralı Şarlman (742-814), klasik Roma İmparatorluğu’nun mimarisini, sanatını ve tarzını yeniden canlandırma arzusuna kapılmıştı. Bu hayalin bina tasarımı alanındaki karşılığı ise Romanesk mimari stili olmuştur. Böylece Romanesk üslubu Batı Avrupa’nın neredeyse tamamında etkinlik kazanan ilk büyük mimari tarz olarak tarihe geçmiştir. Bu sebepten dolayı, batının büyük mimari akımlar döneminin Romanesk dönemi mimarisi ile başladığını söylemek yanlış olmayacaktır.

Oxford sözlüğüne göre Romanesk kelimesi “Roma’dan gelen” anlamındadır. İngiltere’de bilinen adı ise Norman mimarisidir. Romanesk’in yayılmaya başladığı tarih 10. yüzyıl başlarına rastlar. Üslup, varlığını 12. yüzyıl sonlarına kadar sürdürmüştür. Ardından, yerini bir dönemin Avrupa’sında kilise ve devasa katedralleri süsleyen Gotik mimariye bırakmıştır.

Romanesk mimari yapıları hangi özelliklere sahiptir?

Bu üslup, birçok yerel mimari geleneğinin yanı sıra Karolenj, Bizans ve Roma mimarilerinin özelliklerini harmanlamıştır. Romanesk mimari örnekleri kalın duvarlar, masif kütleler, yarım kemerler, silindirik tonozlar ve devasa kuleler gibi bazı karakteristik elemanlara sahiptir. Romanesk mimarlık üslubu ile tasarlanan yapıların en belirgin özelliği büyük kütlelerin bir araya gelerek bütüncül bir dinamizm yaratmasıdır. Ek olarak, Romanesk yapılar dışardan bakan kişilerde müthiş bir sağlamlık ve güç hissi uyandırır. Lafı çok uzatmadan Romanesk mimarisinin ayırt edici özelliklerini daha yakından inceleyelim.

Romanesk Mimari Özellikleri

  • Roma mimarisi veya Gotik mimarinin aksine, Romanesk binalarda taşıyıcı sistem kemerler ya da sütunlardan değil devasa payanda duvarlardan oluşur.
  • Duvarlar taşıyıcı işleve sahip olduğundan cephedeki pencere açıklıkları nispeten daha küçüktür. Bu duvarlar genelde çift kabuklu olan ve içi moloz taşlar ile doldurulan yapı elemanlarıdır.
  • Romanesk, yerel işçilik ve mimari geleneklerden çokça beslendiği için bölgesel farklılıklar göstermiştir. Örneğin İtalya, Almanya, Polonya ve Hollanda gibi ülkelerde bulunan Romanesk binaların ana malzemesi çoğunlukla tuğladır. Farklı bölgelerde ise granit, çakmak taşı veya çeşitli kesme taşlara daha çok rastlarız.
  • Romanesk üslupta Gotik mimaride olduğu gibi payandalar özelleşmemiştir. Aksine payandalar taşıyıcı duvarlar olarak hizmet ettiğinden, çoğu zaman dışardan algılanmıyorlar.
  • Ortaçağ mimarları bazı geç dönem Romanesk kiliselerde nervürlü tonoz ve sivri kemerler kullanmıştır. Bu yapılar Gotik mimari için ilham kaynağı olarak uygun bir gelişim ortamı sağlamıştır.
  • Sütunlar ile desteklenen kemer dizisi olan arkadlar Romanesk dönemi yapılarında sıkça kullanılmıştır. Bu tipolojiyi, yan neflerin merkez nefe bakan iç cephelerinde, atriumlarda ve revaklarda görürüz. Bazılarının taşıyıcı olarak işlev gördüğü, bazı arkadların ise dekoratif amaçlı kullanıldığı ve arkasında dolu bir duvar olduğu örnekler bulunmaktadır.
Romanesk mimari özellikleri arasında olan arkadlı galeri
  • Romanesk kemerleri genelde dikdörtgen veya kare kesitli payandalar ile desteklenir. Genelde bu payandaların zemine yakın kısmında yatay pervazlar ve en üstünde ise sütun başlığına benzer bir silme bulunur.
  • Kemerlerin biçimi yarım daire şeklindedir. Bu kemerler arkadlarda, kapı ve pencere açıklıklarında görülebilir. Yan yana gelen 2 adet yarım kemerli pencerenin daha büyük bir kemer ile birleştiği cepheler Romanesk mimarisinin karakteristik bir özelliğidir. Geç Romanesk mimarisinde ise tekerlek pencere veya gül pencereler ortaya çıkmaya başlamıştır.
  • Nefler arasındaki geçişlerde bulunan kemer çiftlerini taşıyan payandalar genelde haç biçimli kesitlere sahiptirler.
  • Yapısal veya dekoratif olarak kullanılan ve tek parça halindeki taşlardan kesilen yekpare kolonlar Romanesk yapılarında sıkça rastlanır. Genelde revaklı duvar gibi, üzerinde çok büyük bir duvar ağırlığı olmayan cephelerde kullanılırlar.
  • Bazı yapılarda antik Roma yapılarından devşirilen sütunların kullanıldığını görmek mümkündür.

Romanesk Mimari Örnekleri

Avrupa’da Romanesk mimarlık üslubu ile tasarlanan birçok yapı tipi vardır. Bunlar arasında, kiliseler, katedraller, şapeller, saraylar, kaleler, köprüler, savunma duvarları ve bazı sivil mimari örnekleri bulunmaktadır. Fakat Romanesk sanatı en çok kilise tasarımında ön plana çıkmıştır. Romanesk mimarları erken Hristiyan bazilikalarının haç plan tipolojisini benimsemiş ve geliştirmiştir. Ziyaretçilerin kutsal emanetleri görebilmesi için yan nefler ekleyerek daha geniş kiliseler tasarlamışlardır.

Pisa Katedrali ve Pisa Kulesi

Her katta devam eden sütun destekli sıra kemerler bu katedralin dış cephe karakterini oluşturuyor. Dış cephenin kaplama malzemesi mermerdir. Katedral, antik Roma mimarisinin beyaz mermerlerinden, erken dönem Hristiyan bazilikalarının plan tipolojisinden ve İslam mimarisinin kubbelerinden etkiler taşır. İtalya’da bulunan bu yapının çan kulesi ise çoğumuzun yakından bildiği Pisa Kulesi’dir.

Pisa Katedrali ve onun çan kulesi olan Pisa Kulesi
Pisa Katedrali(Solda) ve Pisa Kulesi(Sağda)

Pisa Kulesi kaygan bir toprak üzerinde inşa edilmesi sebebiyle inşaat sırasında eğilmeye başlamıştır. Kulenin en kısmı, temel hizasından itibaren eğilerek yaklaşık 3 metre sapmış durumdadır. Fakat modern teknikler ile yapılan ek temel sayesinde bu eğilme mevcut haliyle durdurulmuştur.

Pisa’nın etrafını dolaşan ve 6 kat boyunca devam eden arkadlı galeriler yapıya müthiş bir karakteristik kazandırmış. Dahası bölge mimarisini birkaç asır etkilemiştir.

Durham Katedrali

Geç dönem Romanesk örneği olan Durham Katedrali
Durham Katedrali

Gotik yapıların bazı özelliklerini taşıyan bir Romanesk katedralidir. Mimarlar, bu yapıda o dönem için yeni teknolojiler olan sivri kemerler ve uçan payandalar kullanmıştır. Fakat bu uçan payandalar çatının altında gizlenmiştir. Bu yeni elemanlar sayesinde binayı daha uzun yapma ve geniş açıklık geçme olanağı doğmuştur. Binanın yapı malzemesi olan taş, duvarlardan, kaburgalara kadar her yerde kendini göstermektedir. Dışardan bakınca Gotik bir yapı gibi görünse de geç dönem Romanesk yapılarından biridir.

Speyer Katedrali

Almanya’da bulunan Speyer katedrali, 11. yüzyıl batı Hristiyan dünyasının en büyük yapısı konumundaydı. 1030 yılında yapımına başlanan kilisenin 1090 yılında tekrar düzenlenmesi istenmiş ve 1106 yılında bitirilmiştir. 1689’da yangın sonucu tamamen yanan kiliseyi mimar IM Neuman orjinal görünümüne yakın biçimde yeniden inşa etmiştir. Speyer, Alman imparatorları için yüzyıllar boyunca gücün ve hakimiyetin sembolü olmuştur.

Romanesk mimari örnekleri arasındaki Speyer Katedrali
Speyer Katedrali

2 adet sekizgen kubbe ve 4 adet kuleye sahip olan Speyer’in çatısı bakır kaplıdır. Yapının dış cephesinde kemerli pencereler ve en üst katta arkadlı galeriler göze çarpmaktadır. Dış cephesinde kırmızı renkli kaya taşı kullanılan bu bina, Romanesk üslubun genel özelliklerinin tamamına sahiptir.

Peterborough Katedrali

Aziz Peter Katedrali olarak da bilinen İngiltere'deki Peterborough Katedrali
Peterborough Katedrali

Bu görkemli Romanesk katedrali 1118-1237 yılları arasında İngiltere’de inşa edilerek son halini almıştır. Aziz Peter Katedrali olarak da bilinen yapının batı cephesi erken dönem Gotik mimari stilde tasarlanmıştır. Bu cephede çok sayıda sivri kule ve 3 adet devasa cephe kemer vardır. Yapı hem Romanesk hem de erken dönem İngiliz gotiği özelliklerini taşımaktadır. Tarih boyunca çeşitli savaş ve yangınlarda hasar görerek restorasyonlar geçirmiştir.

San Miniato al Monte

Floransa’daki San Miniato al Monte 1013 yılında tasarlanan küçük fakat özel bir Romanesk kilisedir. Dış cephesi Romanesk üslubun temel elemanları olan kemerler ve küçük pencereler dekore edilmiştir. Ön cephesinde beyaz ve yeşil mermerler yapının ana renklerini oluşturmaktadır. İç mekanı ise yine yeşil ve beyaz mermerlerin hakim olduğu yalın bir taş işçiliği süslemektedir.

Floransa'da bulunan küçük Romanesk kilisesi San Miniato al Monte
San Miniato al Monte

Yapının bezemelerini oluşturan geometrik şekiller oldukça sade ve basittir. Erken dönem Romanesk örneklerinin temel özelliklerinden biri olan ahşap malzemeli çatı konstrüksiyonu San Miniato al Monte’de de kullanılmıştır. Kilise her ne kadar küçük, yalın ve gösterişsiz olsa da Floransa’nın en özel yapılarından biridir.

Monreal Katedrali

İtalya’nın Palermo şehrinde bulunan Montreal Katedrali ziyaretçilerini hayran bırakan Bizans mozaiklerine sahiptir. İnşaatına 1172’de başlanan yapı farklı stillerden eklemelere ve dokunuşlara sahiptir.

Maria Laach Manastırı

Maria Laach Manastırı, Almanya'daki en başarılı Romanesk mimarisi örnekleri arasındadır.
Maria Laach Manastırı

6 adet iri ve kısa boylu kulesi ile dengeli bir kütle kompozisyonuna sahip olan Maria Laach Manastırı, Almanya’daki en başarılı Romanesk yapılarından biridir. İç mekanda çatıyı taşıyan çapraz tonozlar vardır. Kat yüksekliklerinin düşük ve açıklıkların dar olması sebebiyle iç mekan diğer çoğu Romanesk yapıya göre insan ölçeğine daha yakındır. Ayrıca karanlık bir atmosfere sahip olan iç mekan oldukça sade işlenmiştir. İçerde kullanılan renkler, az miktardaki bezemeler ve ağırbaşlı taşıyıcı sistem yapıyı son derece sakin hissettirmektedir.

Sant’ambrogio Bazilikası

Sant’ambrogio Bazilikası
Sant’ambrogio Bazilikası

İtalya’daki önemli Romanesk mimari yapıları arasında bulunan Sant’ambrogio Bazilikası 379-386 yıllarında inşa edilen bir Roma kilisesidir. Aziz Ambrose tarafından yaptırılan kilisede birçok Hristiyan şehidinin mezarı bulunmaktadır. Roma bazilikasından dönüştürüldüğü için diğer Romanesk kiliselerinden farklı bir plan tipolojisine sahiptir. Büyük bir orta avlusu 2 çan kulesi olan yapı yüzyıllar boyunca restorasyonlar ve değişimler geçirerek bugünkü Romanesk görünümünü almıştır.

Önceki İçerikFrank Gehry Eserleri | Post-Modernist Mimari Anlayışı
Sonraki İçerikMimarlar İçin En İyi 9 Ücretsiz 3D Modelleme Programı

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz