Gotik Mimari | Ortaçağ’da Bir Yapı Sanatı

Gotik mimari Avrupa’nın en karanlık dönemi olan ortaçağda kiliselerden başlayıp şatolara kadar görülen bir akımdır. Karanlık çağın ortasından aydınlanma çağının başlangıcına kadar etkisini sürdürmüştür. Romaneskin katı, soğuk ve durağan karakterine tepki olarak doğan gotik mimari hafif ve aydınlıktır. Gotiğin sürekli yukarıya doğru yükselme çabası, ışığı mekan içinde etkin kullanma biçimi, cennete ulaşma arzusunun tezahürüdür. Bu sebepledir ki gotik mimari çoğunlukla ortaçağ dini yapılarında kullanılan bir dil olmuştur.

Gotik akım ismini 4. yy’da batı Avrupayı karıştıran Germen kavimlerinden almıştır. Bu kavimlere Gotlar deniyordu ve Avrupa uygarlığını yağmalamakla suçlanıyorlardı. 16. yy’da sanat tarihçisi Vasari, geç ortaçağda yapılan bu tip yapıları Gotlar’a has bir tarz olarak nitelendirmişti. Daha sonra, Vasari’nin benzetmesi ile birlikte ortaçağın bu kudretli yapıları gotik olarak anılmaya başlanmıştır. Barbarca görüldüğünden dolayı gotik sanat akımı, barbar sanatı olarak da adlandırılmaktadır.

Bu mimari tarzın en belirgin özellikleri sivrilerek göğe doğru yükseltilen kuleler, uçan payandalar, iskeleti andıran kaburga tonozlar ve sivri pencerelerdir. Ayrıca Roma mimarisi icatlarından olan kemer de sivrilerek gotiğe özgü bir biçime dönüşmüştür.

Romanesk mimari sade cepheler ve hantal kütlelere sahipti. Çünkü destekleyici eleman olarak çok sayıda ağır payanda kullanılıyordu. Kapkalın duvarların taşıyıcı işlev görmesi bu duvarlarda açılacak boşluğu sınırlıyordu. Bu nedenle sıradan bir romanesk yapısı bile kumdan kaleye benzemekteydi. Fakat gotik dönem mimarları bu sorunun kaynağına indiler. Yapı elemanlarının ağırlıklarının oluşturduğu kuvveti ve kuvvetin yönünü hesaplayıp yeni strüktürel biçimler icat ettiler. Böylece çatı ağırlığının sebep olduğu düşey kuvveti duvarlardan alıp dikey elemanlara ve kaburgalara aktarmayı başardılar.

Hildesheim Katedrali, Romanesk Mimari
Hildesheim Katedrali, Romanesk Mimari

Gotik mimarinin bu inovasyonu mimarlığı biçimsel özgürlük anlamında ileriye taşımıştır. Çünkü strüktürün özgürleştirilmesi estetik sınırların da azalmasına olanak veriyordu. Özetle mimarlar, strüktüre hakim olmaları sayesinde yapının ağırlığını kontrol etmeye başlamış ve o güne kadar görülmemiş tarzda yapılar tasarlamışlardı.

Ortaçağın Avrupasında Gotik Dönem

Bilindiği gibi ortaçağda Avrupalılar dinden uzaklaşmaya başlamış, haçlı seferlerinin başarısızlık ile sonuçlanması ve ganimetlerin kilisede toplanması büyük bir toplumsal soruna dönüşmüştü. Bu sebeple, kilise halktan kopuşu sonlandırmak ve toplumların üzerinde yeniden dini bir otorite kurmak istedi. Fakat bu kolay olmayacaktı. Çünkü Romanesk yapıların brütal görünüşü, soğuk ve katı görünüşleri insanlar için cezbedici olmaktan çıkmıştı.

Mimarinin insan ruhu ve psikolojisi üzerinde oldukça etkili olduğunu biliyoruz. Kilise bu etkiyi mimarlar aracılığı ile kullanmak ve toplumu etkilemek istemiş. Bu amaçla insanları dini yapılara çekmek için gotik sanatı bir araç olarak kullanmıştır. Tarihsel bağlamda incelendiğinde papalığın bunu başardığını görmekteyiz. Çünkü ortaçağdaki insanlar, gotik yapıları görmek için katedrallere ve kiliselere daha fazla rağbet göstermiştir.

Strasbourg Katedrali İç Mekan Görüntüsü
Strasbourg Katedrali İç Mekan Görüntüsü (AdrienChd, Flickr)

Gotik akımın ortaya çıktığı ve en kuvvetli olduğu iki ülke Almanya ve Fransa’dır. 14. yy sonlarında Avrupa düzeyinde uluslararası bir büyük akıma dönüşmüştür. Kuzey Avrupa’dan güneye kadar neredeyse tüm Avrupa’ya yayılmıştır. Bununla beraber İtalya, gotiğin en geç geliştiği ve etkisinin en erken söndüğü ülkelerdendir. İtalya güneş bakımından daha avantajlı olduğundan burada gelişen gotik yapılarda büyük boyutlu pencereler kullanılmamıştır. Kim bilir, belki de bu yapıların insanları bir Alman veya Fransız gotiği kadar etkilememesinin sebebi ışığın daha az kullanılmasıydı.

Mimarlık ve sanat tarihçileri gotiği erken ve yüksek gotik olarak iki aşamaya ayırmaktadır. Yüksek gotik döneminde Romanesk tarzından kesin bir kopuş görülmektedir. Bu dönem gotik mimarinin gelişimsel açıdan zirve noktası sayılır. Sonuç olarak Romanesk dönemden sonra gelişen gotik mimari Rönesans çağı ile son bulmuştur.

Gotik Mimarinin Başlıca Özellikleri

  • Gotik stil, insan ölçeğinden uzaklaşıp göğe yükselme hevesi güder.
  • Gotiğin belki de en belirgin karakteristik özelliği sivriliktir.
  • Gotik binaların sivri kubbeleri, yapıları olduğundan çok daha yüksek göstermektedir.
  • Duvarların yükü hafifletilerek cephelerde serbestlik yakalanmıştır.
  • Binaların dış cephelerinde destekleyici eleman olarak uçan payandalar vardır.
  • Strüktürel elemanlar kemiksi bir hale bürünür ve hatta doğal mimarinin öncüleri gibi davranırlar.
  • Gotik dönem mimarisi, Roma’dan miras kalan kubbeleri dilimli kubbe biçiminde kullanmıştır.
  • Bu yapıların (sıra kemerler, uçan payandalar, kaburga tonozlar ve sivri kemerler gibi) taşıyıcı unsurları aynı zamanda dekoratif olarak da işlev görürler.
  • Gotik sanat kendini en çok katedraller ve kiliselerde göstermiştir.
  • Vitraylar aracılığıyla içeriye farklı atmosferik etkileri olan ışık sokuldu. Bu sayede ışığın ruhani etkisi bu pencereler sayesinde insanları etkiledi.
  • Gotik sanat, mimariyi farklı alanlarda beslemiştir. Yapıların tasarımında mimarlar dışında heykeltraşlar, vitraycılar ve ressamlar kilit roller almışlardır.
  • Heykel ve resim, dini amaçlar ile insanları etkilemesi için yoğun bir şekilde kullanılmıştır.
  • Yapılardaki heykel ve resimlerde perspektif veya öznel yorumlama amacı yoktur. İnsanlara genel bir mesaj verme ve herkesi aynı şekilde etkileme amacı bulunmaktadır. Bu sanat ögeleri gerçekçidir. Barok mimari için geçerli olan insanları optik illüzyonlarda manipüle etmek amacı yoktur.
  • Son olarak, yapılarda kullanılan fresklerin de gotik mimaride büyük önemi vardır.

Romanesk mimari her bir mekanın kütlesinin dışardan belirgin şekilde katı biçimde farkedildiği bir tarzdır. Bunun aksine gotik mimaride yapının tamamı bütüncül bir kütle olarak tasarlanır. İçerideki mekanlar birbirinden ayrı olarak hissedilmez ve dışardan bakıldığında kütle aynı dili konuşur.

Gotik Mimariye Has Yapı Elemanları

  • Uçan Payanda
Gotik Mimari'nin Uçan Payandaları
Gotik Mimari’nin Uçan Payandaları

Romanesk’te duvarları dolayısıyla tonozları desteklemek için ağır payandalara ihtiyaç vardı. Fakat gotik tarz ile birlikte bu ağır payandalar kaldırılıp sadece gerektiği noktada ince kemerler eklenmiştir. Dışarıdan bakıldığında uçuyormuş gibi görünen bu destekleyici yarım kemerlere uçan payanda denmiştir. Bu yeni mimari eleman gotik tarzın tipik unsurlarından biri olmuştur.

  • Gül Pencere

Cephelerin ortasında bulunan ve yuvarlak biçimli olan penceredir. Gotik mimari için uçan payanda ile birlikte en belirleyici elemandır. Çoğu zaman cephedeki en özel unsur olan ve orta nef aksında bulunan gül pencere, tek sayıda olmaktadır.

Gotik Mimari Gül Pencere Örneği
Gül Pencere
  • Gotik Vitraylar

Gotik dönemden önce de vitraylar kullanılmaktaydı. Fakat yeni mimari ile birlikte çok daha fazla önem görerek dini yapıların elzem elemanları haline gelmiştir. Vitraylı pencereler çoğu zaman plakalı veya oymalı çerçeveler ile destekleniyordu. Bu çerçevelerin yapılması için kendini geliştirmiş duvarcılar gerekmekteydi.

Gotik Vitray
Vitray
  • Kaburgalı Tonoz

Romanesk mimarideki beşik tonoz, kemerlerin bir doğrultuda art arda dizilip birleştirilmesi ile oluşturulmaktadır. Dolayısıyla ağırlığın zemine aktarılması için sürekli ve ağır payandalara ihtiyaç oluyordu. Bu da kalın duvarlar anlamına gelir. Katı ve hantal duvarlarda büyük yüzey açıklıkları açmak da kolay değildi. Bu sorunu çözmek isteyen mimarlar Roma döneminde çapraz tonozu icat etmişlerdi. Çapraz tonoz, iki beşik tonozun dik olarak birleştirilmesi ile oluşur. Böylece yük, payandalara değil çapraz tonozun 4 köşesinde bulunan ayaklara aktarılırdı. Taşıyıcı ayaklar, ağırlığı karşıladığından ve yanal yükler ortadaki kesişim merkezinde karşılandığından payandaya ihtiyaç kalmıyordu. Bu sayede payandalardan kurtulan cephelerde büyük pencereler oluşturmak eskisine kıyasla çok daha kolaylaşmıştı.

Kaburgalı Tonoz Örneği
Kaburgalı Tonoz

Kaburgalı tonoz da yine aynı mantığı taşır. Fakat burada çatı yükünü köşedeki ayaklar değil, kaburgalar karşılar. Ağtonoz ismiyle de anılan bu biçimde, kaburgalar birbiri ile çapraz şekilde birleşir. Birleşim noktalarında ise kilit taşı bulunmaktadır.

Önemli Gotik Mimari Örnekleri

Saint Denis Kilisesi

Gotik mimari için bilinen ilk örnektir. Çoğu kaynağa göre gotik mimari akımı resmi olarak bu yapının restorasyonu ile başlar. St. Denis aslında 8. yy’da tasarlanan bir Karolenj kilisesiydi. Bu dini mabedin başrahibi Suger, daha büyük ve ihtişamlı bir kilise yapmak istiyordu. Bu sebeple dini metinler okuyup, Süleyman Mabedi hakkında araştırmalara başladı. Bu araştırmalar sonucunda, ışığın sembolik değerinin ve ruhani algısının farkına varmıştı. Okudukça, yapılarda mekansal oranlar ve ışığın etkisi ile, tanrının varlığını mimarlık aracılığıyla sembolize etmenin hayaline kapıldı.

Gotik mimarinin ilk örneği Saint Denis Kilisesi
Gotik mimarinin ilk örneği Saint Denis Kilisesi

Proje kapsamında Saint Denis Kilisesi’ne batıda yeni bir narteks ve bir portiko ekledi. Ayrıca nef’i desteklemek için sivri kemerler ve kaburgalı tonozlar ilave etti. Ek olarak, duvarlara sonraları uçan payanda olarak adlandırılacak olan destekler eklemledi. Tüm bu değişim sayesinde yeni gotik kilise, hacimsel ve yükseklik olarak boyut kazanmıştı. Bu büyümeye oranla duvarlar da incelmiş ve Romanesk mimarinin tam tersi bir etki yaratmıştı. Duvarların incelmesi ve yükün taşıyıcı elemanlara aktarılması pencereler için özgürlük sağlıyordu. Fakat Suger ışığı farklı bir biçimde kullanmak istediğinden normal pencereler yerine vitrayları tercih etti.

Sonuç olarak, halk bu yapıdan öylesine etkilenmişti ki Avrupa’nın birçok yerine Saint Denis kopyaları yapılmaya başlanmış. Yapı sayesinde gotik mimari tarzı Almanya, İngiltere ve İspanya’da hızla yayılmıştı.

  • Notre Dame Katedrali

Yüksek Gotik Mimarisi döneminde yapılan en başarılı eser olarak görülür. Paris’te bulunan Notre Dame Katedrali geçtiğimiz yıllarda tamamen yanma tehlikesi geçirmişti. Aslında aynı yerde yapılıp yanan 3 yapı daha vardı. Her defasında ya onarılıyor ya da yeniden inşa ediliyordu. Son Notre Dame Katedrali Paris’te 1163 yılında inşa edilmeye başlanmış ve yapımı 1.5 asırdan fazla sürmüştür.

Notre Dame Katedrali
Notre Dame Katedrali
  • Amiens Katedrali

Fransa’nın Amiens kentinde bulunan katedral 13. yüzyılda gotik üslup ile inşa edilmiştir. Aynı yerde bulunan Romanesk üsluptaki eski kilisenin yanması sonucu Amiens’in yapımına karar verilmiştir.

  • Reims Katedrali

Yüksek gotik dönemi ürünü olan Reims katedrali, 1325 yılında tamamlanmıştır. Oldukça görkemli ve ilgi çekici olan Reims, birçok taç giyme törenine ev sahipliği yapmıştır.

  • Strasbourg Katedrali

Fransa’daki bu katolik katedralin inşası 1015’te başlayıp, 1439 yılında bitmiştir. Ek olarak Strasbourg Katedrali, 142 metrelik yüksekliği ile 1834 tarihine kadar dünyadaki en yüksek bina olmuştur.

Jonathan Martzi, Wikimedia
Strasbourg Katedrali Genel Görünümü (Jonathan Martzi, Wikimedia)
  • Canterbury Katedrali

İngiltere’de bulunan gotik yapılar arasındadır. İlk olarak 597 yılında açılan katedral, çeşitli yangınlar ve hasarlar görmüş ve yeniden inşa edilmiştir. Lakin yeniden inşa edilen yapı da 1174 yılında çıkan bir yangın sonucu tahrip olmuştur. Ardından William adındaki Fransız mimar yapıyı gotik üslup ile restore etmiş. Fakat mimarın inşaat sırasında düşüp sakatlanması sonucu görevi İngiliz William olarak anılan bir mimar devralarak yapıyı tamamlamıştır.

  • Roskilde Katedrali

Danimarka’dan bir örnek olan Roskilde, çekirdek malzemesi tuğla olan ilk gotik yapıdır. Erken dönem gotik ürünü olan bina, Romanesk ile gotik üslup karakterlerini tek vücutta yansıtmaktadır.

  • Salisbury Katedrali

13. yy’da yapılan bir İngiliz gotik katedral örneğidir. 123 metre kule yüksekliği ile yapıldığı dönem için oldukça yüksek bir yapıdır.

  • Milano Katedrali

Duomo di Milano, Avrupa’daki en büyük katedrallerden 4.’südür. 1386’da yapılmaya başlanan katedralin inşaatı tam 5 asır sürmüştür. Dolayısı ile yapı farklı dönem üsluplarından da esintiler taşımaktadır. Örneğin ön cephesine bakıldığında gotik mimarinin aşırı sivri pencereleri burada daha yumuşak hatlara dönüşmüştür. Pencere sövelerinde de Rönesans’ın mutlakiyetçi biçimlerinden de emareler görmek mümkündür. Dolayısı ile oldukça zengin bir mimariye sahip olan Milano Katedrali için, ana hatlarıyla gotik üslubun hakim olduğu eklektik bir yapı olduğunu söylemek mümkündür.

Duomo di Milano olarak bilinen gotik kilise
Duomo di Milano
  • Papalar Sarayı

Fransa’daki Papalar (veya Papalık) Sarayı, en büyük ve ölçek olarak en ihtişamlı gotik yapılardan biridir. Kale dışında saray işlevi de görmüş olan yapıda devasa kütlelerin dengeli bir kompozisyonla bir araya getirildiğini söyleyebiliriz.

Gotik tarzdaki Papalar Sarayı
Gotik tarzdaki Papalar Sarayı
  • Batalha Manastırı

Savaş Manastırı olarak da bilinen Batalha, Portekiz’in geç dönem gotik eserleri arasındadır.

Diğer Gotik Mimari Örnekleri

  • Sevilla Katedrali, İspanya
  • Burgos Katedrali, İspanya
  • Achen Katedrali, Almanya
  • Antwerp Katedrali, Belçika
  • Frankfurt Katedrali, Almanya
  • Siena Katedrali, İtalya
  • Cologne Katedrali, Almanya
  • Prag Kalesi, Çek Cumhuriyeti
  • Matthias Kilisesi, Macaristan
  • Aziz Stefan Katedrali, Avusturya
Önceki İçerikGaudi | Tanrı’nın Barselona’ya Hediyesi
Sonraki İçerikSürdürülebilir Mimari | Stratejiler ve Örnekler

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz