Cankurtaran Mahallesi Tarihsel Analiz ve Mimari Doku

Cankurtaran Mahallesi’ ni bilir misiniz? Son zamanlarda otel zincirlerinin istilasına maruz kalan Cankurtaran’ı duymadıysanız bir an önce ziyaret etseniz iyi olur. Cankurtaran Sosyal Tesisleri’nde, İstanbul Boğazı’na karşı çay içerken anlatmaktayım İstanbul’un bu tarihi mahallesini.

Cankurtaran Mahallesi Tarihi

Sınırları içerisinde Topkapı Sarayı, Ayasofya Cami, Gülhane Parkı gibi İstanbul’un tarihi yapı ve mekanlarını barındıran bir mahalle düşünün. Cankurtaran, tüm bu mekanlara ev sahipliği yapmakla kalmıyor, geçirdikleri tarihsel sürece, adeta tarihe de tanıklık ediyor.

Cankurtaran Mahallesi İsmini Nereden Alıyor?

Mahalle isminin nereden geldiği konusunda çeşitli rivayetler var. Bunlardan en bilineni Bizans İmparatorluğu’ndan kalma Bukoleon Sarayı‘nın, mahalleyi tsunami dalgalarından kurtarmasıdır. 1509’da gerçekleşen ve Küçük Kıyamet olarak anılan Büyük İstanbul Depremi’nin 5 metreyi aşan tsunami dalgalarına sebep olduğu söylenmektedir.

Cankurtaran Mahallesi'nde bulunan Bizans'tan kalma Bukoleon Sarayı kalıntıları.
Bukoleon Sarayı Kalıntıları – Guillaume Berggren

Bir diğer rivayete göre Cankurtaran Mahallesi, adını Boğaziçi’ndeki gemi kazalarında insanların canını kurtarmak için kurulan istasyondan almıştır.

Cankurtaran Mahallesi Eski Fotoğrafları

Topkapı Surları'ndaki İncili Köşk veya diğer adıyla Sinan Paşa Köşkü
Sinan Paşa Köşkü veya diğer adıyla İncili Köşk Kalıntıları – 1944

Sinanpaşa Köşkü, Topkapı Sarayı’nın Sarayburnu tarafında sur hizasında inşa edilen bir sahil köşküdür. 1590 yılında inşa edilen köşk, III. Murad için Sadrazam Koca Sinan Paşa tarafından yaptırılmıştır.

Köşkün mimarı ise Mimar Sinan vefat ettikten sonra Hassa Mimarı olan Dâvud Ağa’dır. 18. yüzyılın sonlarına doğru köşk eskisi gibi kullanılmamaya başlandı. Bu durum, yapının giderek eskimesine ve çürümesine sebep oldu.

Cankurtaran Mahallesi'nin Topkapı Surları'ndaki İncili Köşk veya diğer adıyla Sinan Paşa Köşkü için Lamaitre'nin 1851 tarihli gravürü.
İncili Köşk – Lamaitre’nin 1851 tarihli gravürü

Abdülaziz zamanında yaptırılmak istenen demiryolu, sarayın surları arasından geçirildi. İlber Ortaylı’nın da aktardığı gibi, padişahın gerekirse sırtımdan geçsin dediği tren yolunun inşa edilmesi için saraydaki bazı köşkler yıkılmak zorunda kalındı (1982, Gelenekten Geleceğe). Bunlardan biri de Sinan Paşa Köşküydü. Bugün köşkün sadece izleri bulunmakta.

Cankurtaran'ın sur dibi evleri, Gulmez Freres'in kadrajından. O dönemki sosyal yaşamı ve mahalle çocuklarını betimlemektedir.
Cankurtaran’ın Surdibi Evleri – Gulmez Freres

Cankurtaran Mahallesi’ni farklı kılan, farklı zamanlara ait katmanların birlikteliğidir. Bu görselde görüldüğü gibi Topkapı Surları ve Cankurtaran’ın ahşap sivil mimari yapıları iç içe geçmiş. Günümüzde bu durum değişmiş değil fakat sur dibi yapılarının çoğu yenilenmiş görünüyor.

Cankurtaran, Ahırkapı sahil tarafındaki eski insan hareketliliğini gösteren bir fotoğraf.
Ahırkapı – Sahildeki İnsan Hareketliliği

Sahil yolu (Kennedy Caddesi) 1958’de denize doldurma yapılarak inşa edilmiştir. Yukarıdaki fotoğraf, bu yol inşa edilmeden önce çekilmiş. Fotoğrafta en çok dikkat çeken şey alanın neredeyse 100 yıl önce şimdikinden çok daha fazla insan barındırması. Saray’ın Ahırkapı’sı önemli bir düğüm noktası gibi duruyor.

Sahil Yolu yapılırken Ahırkapı Feneri'ni gösteren bir fotoğraf.
Cankurtaran Mahallesi Sahil Yolu ve Ahırkapı Feneri – 1958

O zamanlar yapılması planlanan Sahil Yolu, Ahırkapı Feneri’nin deniz ile bağını koparmış. 1857 yılında yapılan fener, bugün aynı görevi icra etmekte ve Marmara Denizi girişinde rota feneri olarak kullanılmaktadır. Örme taş ile Fransız müteahhitler tarafından inşa edilen fener bugün Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü tarafından koruma altına alınmıştır.

Cankurtaran Mahallesi Mimari Analizi

İstanbul Cankurtaran Mahallesi’ni uzun uzun anlatmamızın sebebi, mimari dokusunu anlatabilmek ve yaptığımız mimari analizlerden bahsedebilmekti. Cankurtaran’ı İstanbul’un en güzel mahallesi seçmemizin nedeni ise, farklı mimari dokuların kesişim noktasında olmasıdır.

İstanbul’da yaşamasına rağmen veya en az bir defa Sultanahmet Meydanı’na gitmiş olan çoğu insan, ne Cankurtaran Mahallesi’ni duymuştur ne de bu tarihi dokuyu görmüştür. Tarihi Yarımada’nın merkezinde fakat İstanbul’un uzağındadır Cankurtaran.

Doğal ve yapay sınırların bir kent parçasını bu kadar gizlediğine ilk defa şahit oluyorum. Cankurtaran Mahallesi ve sınır kavramları bütünleşmiş gibi.

Sultanahmet Meydanı’nı dolduran binlerce insan Ayasofya Cami ve Sultanahmet Cami’yi gezip geldikleri yere geri gidiyorlar. Çünkü çoğunun aklına aşağılarda denize doğru uzanan tarihi bir mahalle olduğu gelmiyor.

Cankurtaran’daki Sınırlardan Bazıları

  • Topkapı Surları
  • Halkalı – Sirkeci Tren Hattı
  • İstanbul Boğazı
  • Tarihi İstanbul Surları
  • Eğimli Topoğrafya
  • Sultanahmet Meydanı
  • Çıkmaz Sokaklar

Bu sınırlardan bazıları, Cankurtaran’ın saklı bir mahalle olmasına neden olurken bazıları da mimari dokusunu oluşturan ana etmenler haline gelmiştir.

Cankurtaran, binlerce yıllık bir yerleşim yeridir. Bu yerleşimlerin ve geçmiş medeniyetlerin ardında bıraktığı izler ise halen açıkça görülmektedir. Bizans İmparatorluğu’ndan kalan tarihi İstanbul Surları’ndan açılan gedikler, Cankurtaran Alt Geçidi‘ni oluştururken; Bazı apartmanların ise yığma yapıların kalıntıları üzerine inşa edildiği görülmektedir.

Cankurtaran Mahallesi'ni, Cankurtaran Alt Geçidi, Halkalı Sirkeci Tren Hattı ve Cankurtaran Tren İstasyonu'nu, Topkapı Surları'nı ve Cankurtaran Sosyal Tesisleri'ni gösteren bir fotoğraf.

600 Yıllık Roma Hamamı, 50-100 yıllık ahşap sivil mimari yapılar, Kent Surları, Topkapı Surları ve Ayasofya gibi önemli yapılar, harmanlanmış bir şekilde özgün bir doku meydana getirmişken, bu doku son zamanlarda yok olmakta.

Geleneksel ahşap konut mimarisi, Osmanlı’dan bu yana en çok tercih edilen yapı tipleri arasında. Cankurtaran Mahallesi’nin bu ahşap dokuya ek olarak tarihi katmanlar ile iç içe geçmesi burayı turistler için cazip bir yer haline getirmektedir. Bir diğer sebep de Sultanahmet Meydanı ve Boğaz’a komşu olmasıdır.

Tüm bu çekici özellikleri sadece turistleri değil aynı zamanda otel sahiplerini de çekmiştir bölgeye. Tarihi yapılar bir bir boşaltılıyor, yerlerini butik oteller veya restoranlar alıyor. Çürüyen, eskiyen ve bakıma muhtaç duruma düşen evlerini restore ettiremeyen mahalle sakinleri de bir bir mahalleyi terk ediyor.

Otel sayısının artmasının başka bir sebebi daha var. Sultanahmet Ceza Evi 1996 yılında dünyaca ünlü Four Seasons Oteli’ne dönüşünce bölge turistlerin konaklaması için cazip bir yer haline gelmiş. Burada konaklamak isteyen turist sayısının artışı da otelleşmeyi hızlandırmıştır.

Cankurtaran Mahallesi’nin Uydu Fotoğrafları

Cankurtaran Mahallesi Solar Haritası

Mahallenin solar güneşlenme haritası.
Kaynak: İstanbul Büyükşehir Belediyesi

Filmlerde Cankurtaran Mahallesi

Üç Maymun

Yönetmen – Nuri Bilge Ceylan

Yapım Yılı – 2008

Üç Maymun Fragmanı

Cankurtaran Mahallesi çok farklı bir atmosferde geçiyor bu filmde. Filmi izlediyseniz, mahalle ile ilgili gözlemlerinizi yorum kısmında bizimle paylaşabilirsiniz.

100 Numaralı Adam

Yönetmen – Osman F. Seden

Yapım Yılı – 1978

Cankurtaran Tren İstasyonu’nda geçen bir sahne

Yeşilçam’ın en sevilen filmlerinden biri olan 100 Numaralı Adam, Cankurtaran Mahallesi’nde geçmektedir. Filmin bir çok sahnesinde Cankurtaran ve çevresinden kesitler bulabilirsiniz. Bugün bakıma muhtaç olan çoğu yapının, 40 yıl önce sapasağlam durduğunu göreceksiniz.

Filmi izlediğimizde eski Cankurtaran’ın günümüzdeki halinden çok da farklı olmadığını düşünebilirsiniz. Ama bu büyük bir yanılgı. Dokusu, önemli yapıları, Cankurtaran Tren İstasyonu, her şey yerli yerinde ise o zaman değişen ne?

Sosyokültürel Dokunun Kayboluşu

Mimari dediğin; Yere ait mekanlar bir de bu mekanları kullanan insanlar… Bir bölgenin sosyokültürel yapısı dönüşürse, kullanıcıları keskin bir şekilde değişirse ne kalır geriye?

Cankurtaran Mahalle yaşamını sürdüren, mahalledeki son teyzeler.

Kendi cevabımı vereyim, mimarlık içinde yaşam barındırmayan, sergilenen, 3 boyutlu objelere dönüşür. Sokaklarda oynayan çocuklar, kaldırımlarda oturan teyzeler yoktur artık. Birbirini tekrar eden tabelalar vardır. Komşuluk, mahalle arkadaşlığı, mahalle kahvesi, misafirperverlik yoktur artık. Herkes misafirleşmiştir o şehirde.

Önceki İçerikBetonarme Nedir? Önemli Betonarme Bina Projeleri
Sonraki İçerikMimarlıkta Çizim Yeteneği Şart mı? Çizim Teknikleri

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz