Bergson ve Zamanın Çokluğu | Çoklu Zaman Hipotezleri

Gerilmeler – Sıkışmalar ve Zaman

Bergson zaman üzerine söylemlerini genleşme ve sıkışma eylemleri ile açıklamıştır. Ona göre şimdimiz geçmişi sıkıştırır, hatta geçmişteki en sıkışmış an şimdidir. İnsan maddi dünya ile bağını “Şimdi” de kurar. Evrenin sonsuz bir hafızası vardır. Şimdi’deki bütün gerilmeler geçmişte sanal anlamda bir arada bulunur.

Süreyi tersine çevirdiğimizde madde yok olmaya yüz tutar. Fakat süre de kendisini oluşturan tüm bu yoğunluklar, derece farkları, sıkışma ve genleşmeler sonucu dağılır, erimeye başlar. Bu dağılma sonucu ise çoklu bir durum meydana gelir. Sürenin tekil mi yoksa algıya göre değişkenlik gösteren çoklu bir durum mu olduğunun cevabı burada yatar. (Deleuze, Bergsonculuk, sf.116)

Bu çoklu sürenin yapısını anlamakta fayda var. Einstein’ın görelilik teorisinde gözlemciler için tek bir zaman veya tekil bir zaman algısı olmadığını açıkça görüyoruz. Bir gözlemci için zaman hızlı akarken, aynı olaya uzayın farklı bir noktasından kendi algısı ile katılan başka bir gözlemci için ise zaman çok daha yavaş akar. Bergson’a göre bağlam sonucu değişen tüm bu tekil süreler mutlaktır. Sonsuz sayıdaki tekil süreler içinde her birimizin ritim algısı yani psikolojik süresi ise uzaydaki sonsuz gerilmeler arasındaki belirli bir gerilmedir.

Bergson ve Çoğulcu Zaman Fikirleri

Bergson daima çoklu zaman fikrini benimsemiştir. Asıl soru ise bunun hangi çokluk veya nasıl bir çokluk olduğudur.

Evrendeki her şeyin bir süresi vardır denemez. Çoğulcu süre fikri çok daha kısıtlıdır. Psikolojik veya algısal olarak katılım sağlayan varlıkların süresi, bu varklıklardan bağlamsal olarak ayrılan ve nispeten kapalı sistemlerde yaşayan canlıların algıladığı süre ve bütün evrenin sahip olduğu bütüncül bir süreden bahsedilebilir.

Bergson ilk önce genelleştirilmiş çoğulculuk fikrini savunuyordu. Bu fikir, evrende var olan ve her bir canlı tarafından farklı şekilde algılanan ve bireye özgü zamanların bir aradalığından oluşur. Fakat bu hipotez yalnızca bizim gibi canlılar için geçerliydi.

Maddi olan şeylerin de süreleri olduğunu düşünürsek ikinci bir hipotez ortaya çıkar. Psikolojik algıya sahip olmayan maddi evrendeki cansız şeyler, bizim algıladığımız zamana katılır. Burdan çıkarılacak sonuç ise maddi evrendeki maddelerin tekil sürelerinin mutlak değil, göreli olduğudur. Bizim psikolojik süremizde değişimlere yol açar, onu sıkıştırır veya genleştirirler. Maddi şeyler süremize katılır çünkü evrenin tamamına aittirler. Peki bizim evrenin bütünü ile olan ilişkimiz nasıl açıklanıyor? Bu hipotezin de akıllarda bıraktığı soru budur.

Üçüncü çoğulcu süre hipotezi ise evrenin bütüncül durumunu teyit eden, canlı veya cansız her şeyi kapsayan tekil bir süre hipotezidir. Einstein’ın görelilik kuramı eşzamanlılığın sürmesi için sistemin kapalı ve hareketsiz olması gerektiğini söyler. Fakat evrenin genleşiyor olması sonucu eşzamanlılık durumu ortadan kalkar. Hareket sonucu ise bütün maddeler birbirini etkiler, zamanlarının genleşmesi ise birbirinin sürelerini değiştirir. Tüm bu göreli durum sonucu elde ettiğimiz şey, her bir madde için oluşan bir uzay-zaman birlikteliğinin olduğu gerçeğidir. Maddelerin kuantum fiziğine göre, hızının ve konumunun aynı anda bilinemiyor oluşu ise sonsuz sayıda madde için sonsuz sayıda uzay-zaman birlikteliği olduğunu göstermektedir.

Kaynak: Özel V. (2020), Bergson ve Zamanın Çokluğu

Önceki İçerikTaş | Mimarlıkta Sadakatin Sembolü Taş Yapılar
Sonraki İçerikAkropolis Müzesi | Bernard Tschumi’nin Atina Akropolü

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz