Ayasofya Mimarisi ve Tarihi: Kilise – Camii – Müze

Ayasofya… Dünya tarihinin üzerinde en çok konuşulan, tartışılan, belki de önemli yapılarından biri. Binlerce yıllık bir mabed, Konstantinopolis’in kalbi, yönetim merkezi; İstanbul’un anahtarı. Bir yapı düşünün ki Doğu Roma, tüm ihtişamıyla oradan yönetilmiş, imparatorlar orada taç giymiş, neredeyse 1000 yıl boyunca dünyanın en büyük katedrali olmuş; 916 yıl baş kilise, 477 yıl camii olarak 2 büyük dine hizmet etmiş.

Ayasofya Tarihi

Ayasofya kelimesi Yunanca’da “Kutsal Bilgelik” anlamına gelir. Tabii bu, yapının ilk ismi olmadığı gibi zaten günümüzdeki Ayasofya’da, inşa edilen ilk Ayasofya değil. Megale Ekklesia olarak anılan birinci kilise, İmparator Konstantin tarafından 360 yılında yapılmıştır. Ayasofya’nın mimarisi, ahşap çatılı, bazilikal planlı yapısıyla tasarlandığı döneme pek de yabancı değildi. Fakat ömrü yarım asrı geçemedi ne yazıkki. Tarihteki birçok mimari şaheserin başına gelen talihsiz olayların, böylesine politik ve dini gücün tezahürü olan sembolik bir yapının da başına gelmemesi büyük bir şans olurdu. Ve şans mimarlıktan yana olmadı. Kilise, 404 yılında bir halk ayaklanması sonucu harap edilip, kullanılamaz hale getirildi.

Çok değil 11 yıl sonra tekrar ve eskisine benzer yapıda fakat daha büyük inşaa edildi Ayasofya. Bu kez imparatorluk makamında, yazdığı kitaplarla, yaptırdığı kilometrelerce uzunluktaki surlarla ve çıkardığı kanunlarla bilinen  2. Theodosis vardı. Mimarı Rufinos olan bu yapı da, öncekinden daha büyük bir ayaklanmayla, imparatorluğa karşı birleşen bir halk koalisyonunun gerçekleştirdiği “Nika İsyanı” ile, 13 Ocak 532 yılında mimarlık tarihinin tozlu sayfalarında yerini aldı.

Ayasofya Kilisesi Justinianus zamanındaki kesit çizimi
Ayasofya’nın Justinianus zamanında yapılmış bir kesit çizimi

İdealist Bir İmparatorun Rüyası

Büyük bir manevi gücün simgesi olan Ayasofya olmadan, Doğu Roma imparatorları ülkesinin dört bir tarafına tüm kudretiyle hükmedebilir miydi bilmiyoruz. Fakat her yıkıldığında tekrar ve daha büyük bir güçle vücut bulan Ayasofya’nın, o güne kadar görülmemiş bir görkemle yeniden inşası bu sorunun cevabı için bir ipucu olabilir. Yapı, İmparator Justinianus’un emriyle 532-537 yılları arasında, iki büyük mimar Milet’li İsidoros ve Tralles’li Anthemios’a tasarlatılmıştır. Ayasofya mimarı olarak bu iki mimar ön plana çıkmasına rağmen, ikisinin emrinde çok sayıda mimar çalışmıştır.

Yapının inşaatında, 100 mimar ve her mimarın emrinde 100’er işçi çalıştığını ve yapının 5 yıl gibi olağanüstü kısa bir sürede tamamlandığını bilmek, Justinianus’un hayallerindeki “Yeniden Büyük Roma” idealini görmemiz açısından son derece önemlidir. Bu yapı, Justinianus için öylesine önem arz ediyordu ki tarihçi Prokopios’a göre imparator, mabedin açılışında “Ey Süleyman seni geçtim!” diyerek tarihteki en önemli dini yapılardan bir diğeri olan Kudüs’teki Süleyman Mabedi’ni işaret etmiştir. Böylesine iddialı bir söz, Ayasofya değil de başka bir yapı için söylense, muhtemelen Justinianus’un aklını kaçırdığını düşünenler olurdu. Lakin, 55,6 m yüksekliğinde ve 31,87 m(kuzey-güney ekseninde) çapındaki kubbesiyle; dünyanın birçok yerinden getirtilen malzemeleriyle ve tüm asaletiyle Ayasofya bu iddianın arkasında olduğunu ilan ediyor dünyaya. Marmara’dan beyaz mermerler, Eğriboz Ada’sından yeşil somakiler, Afyon’dan pembe mermerler, Kuzey Afrika’dan sarı mermerler, Efes’teki Artemis Tapınağı’ndan ve Mısır’ dan getirtilen sütunlar…

Fossati' nin Ayasofya Tablosu
Fossati’ nin Ayasofya Cami Tablosu

3.Ayasofya öncekilerden farklı olarak hem bazilikal hem de merkezi planlıdır. Kare yapıdaki merkezin melek figürlü 4 pandantif sayesinde devasa büyüklükteki kubbeyi taşıması şüphesiz mimarların ustalığı, tecrübesi, ve yüksek matematik bilgisinden kaynaklanır. 3 nef 1 apsis 1’er iç ve dış narteks bulunduran yapının dış koridorunda 5, iç koridorunda 9 kapısı vardır. Ortadaki büyük kapı, imparatorun ve yakınlarının giriş yaptığı, rivayete göre Nuh’un Gemisi’nin kalıntılarından yapılan İmparatorluk Kapısı’dır. Ayasofya’nın  40’ı alt, 64’ü üst galeride olmak üzere toplam 104 sütunundan en ünlüsü Dilek Sütunu’dur. Bu ünün sebebi ise sütundaki oyuğa parmaklarını sokup, ellerindeki sıvıyı yaralarına süren insanların, iyileşeceklerine dair inanışlarıdır. Meryem’in gözyaşlarının aktığı söylenen bu sütun, zamanında Justinianus’ un baş ağrısını geçirmese böyle bir inanç hiç olmazdı belki de.

Ayasofya'da bulunan Sunu Mozaiği
Ayasofya’da bulunan Sunu Mozaiği

Ayasofya’yı büyüleyici yapan sadece büyüklüğü veya mimarisi değildir, aksine yapı ile güçlü bir bağ kuran ve çeşitli sahneler aktaran muhteşem mozaiklerin de bu etkide büyük bir payı vardır. İç narteksin Vestibül Kapısı üzerindeki Sunu Mozaiği’nde, kucağında çocuk İsa bulunan Meryem Ana’ ya, solunda şehrin maketini sunan Konstantinos, sağda ise Ayasofya’nın maketini sunan Justinianus tasvir  ediliyor. Güney galerideki “Deisis” adıyla bilinen ve sırasıyla Hz. Meryem, Hz. İsa ve Hz. Yahya figürlerini barındıran, son mahkeme sahnesinin yer aldığı moazik, Apsis Mozaiği, Zoe Mozaiği, İmparator Aleksandros Mozaiği… Tüm bunlar, Ayasofya’nın ürpertici güzelliğininin, sanat dallarının muhteşem ahengiyle oluştuğunun birer göstergesi adeta.

Tüm bu güzelliklerin yanında yapıya, isyanlar ve depremler dışında, 4. Haçlı Seferleri de zarar vermiştir. Seferler sırasında şehrin yağmalanmasından Ayasofya’ da nasibini almış, harap duruma düşmüş ve ne yazıkki içinde bulunan birçok eser çalınmıştı.

Tarihi Değiştiren Fethin Sembolü Ayasofya

1453 yılında, Bizans’ın yıkılmaz denilen surları, Osmanlı Padişahı 2.Mehmet tarafından aşılmış, binlerce yıllık Roma İmparatorluğu tarihe karışmış, bu olay sonucunda birçok tarihçiye göre, orta çağ kapanmış ve yeni bir çağ açılmıştır. Dünya tarihini değiştiren bu fethin sembolü ise Ayasofya’ dır.Müslümanlar şehrin ismini İstanbul olarak değiştirmiş ve Ayasofya’yı zaferlerinin ve kent üzerindeki egemenliklerinin göstergesi olarak camiye çevirmiştir. Müslümanların ibadetlerini yerine getirebilmesi için yapının mimarisinde önemli değişiklikler yapılmış, kızıl taşlı bir minare dikilmiş, mihraplar, minber, müezzin mahfili, vaiz kürsüsü ve daha birçok öğe yerleştirilmiştir. Hat sanatında dünyanın en büyükleri olarak bilinen 8 tane 7,5 metre çapında levha asılmış.Yapının dayanıklılığının artması için de, Roma dönemindeki gibi güçlü, devasa payandalar eklenmiştir. Dahası, sultanların Ayasofya’ya, ana mekanın girişindeki iki büyük helenistik küp(3. Murat tarafından) gibi çeşitli hediyeler getirtmesi de yine yapının en az Bizans İmparatorluğu’ ndaki kadar önem arzettiğinin bir işaretidir.

Osmanlı-Ayasofya birlikteliğinde hediye veren tek taraf Osmanlı Padişahları değildi, Osmanlı’ya en büyük hediyesini Ayasofya vermişti. Ayasofya mimarisi ülkenin her tarafını süsleyen yüzlerce yapıda etkisini göstermiştir. Süleymaniye, Selimiye ve diğer birçok Osmanlı klasik dönem eserinde, motivasyon daima Ayasofya’nın eriştiği mimari doruğu geçme arzusu idi. Bu çaba, Osmanlı mimarisine ve dünyaya görkemli eserlerin yanında, bir de Mimar Sinan’ı kazandırmıştır. Mimar Sinan ise borcunu Ayasofya’yı restore edip günümüze kadar ayakta kalmasına katkı sağlayarak ödemiştir. Sinan’ın eklemeleri sayesinde Ayasofya’nın mimari tasarımı bugünkü halini almıştır.

İnzivaya Çekilen Tarih

Ayasofya, tüm bu şatafatlı imparatorluk zamanlarından sonra, 1 şubat 1935’te Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün emri ve bakanlar kurulunun kararıyla müzeye çevrilmiştir.

Yeniden Ayasofya Camii

Ayasofya Müzesi 10 Temmuz 2020 tarihinde Danıştay’ın kararı ile müze statüsünden çıkarılıp Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı tarafından Diyanet İşleri Başkanlığı’na devredilip tekrar cami’ye çevrilmiştir. Ayasofya Camii‘yi ziyaret etmek isterseniz Cankurtaran Mahallesi‘ndeki Sultanahmet Meydanı’na gitmeniz gerekmektedir.

Adı her ne olursa olsun, hangi amaçla kullanılırsa kullanılsın, hangi parçası sökülürse sökülsün; Ayasofya, ayakta kaldığı sürece, ihtişamından hiç bir şey kaybetmiyecek, geçip giden zaman, Ayasofya’yı herzaman olduğundan daha da güzel gösterecektir. Bu, mimarinin en yüce özelliğidir.

Önceki İçerikLe Corbusier’ in Mimarlığı: Hayatı, Eserleri ve Villa Savoye
Sonraki İçerikBetonarme Nedir? Önemli Betonarme Bina Projeleri

2 YORUMLAR

  1. I’m not that much of a online reader to be honest but your sites really nice, keep it up!
    I’ll go ahead and bookmark your site to come
    back down the road. Many thanks

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz